Evrende gözlemlenebilen en büyük ve en küçük şey nedir?

Paylaş
Ekle

YORUMLAR • 8 871

  • Barış Özcan
    Barış Özcan  Yıl önce +7109

    Son iki gündür teknik problemlerle uğraştım. Bir de animasyonları 4K kalitesinde render alınca video epeyce uğraştırdı. Referans bir içerik olabilmesi için en güncel bilgileri ve bilgisayar görselleştirmelerini kullandım. Umarım faydalı olur.

    • Adnan Yusuf
      Adnan Yusuf 14 gün önce

      Son 12 yıl videonuzu herkese izletin ki insanlar duyarlı olsun.

    • Hasan
      Hasan Aylar önce

      +Ali Eren Nesanır Hubble teleskobu ile. Yörüngemizde sadece buna özel teleskoplar aracılığı ile galaksiler ve gözlemlenebilir evreni ordan görebiliyoruz

    • Mehmet Toprak
      Mehmet Toprak Aylar önce

      Barış ÖZCAN çalışmak ibadettir. Başarılarınızı takdir eder daim olmasını dilerim.

    • e s
      e s Aylar önce

      gözlemleyebildiğimiz evrenin bize ulaşan görüntüleri/ışığı bize kaç yılda ulaşır. anında ulaşmadığı için ve senkronize görüntü elde edemediğimiz için (bazıları yakın bazıları çok uzakta birinin ışığı diğerinin ışığı ile aynı anda bakıldığı için farklı zamanlardaki görüntüler üst üste biner) belli bir mesafeden sonra tamamı varsayımdır. kablolu tv ve internetten izlediğiniz aynı yayının size ulaşan görüntülerinin arasındaki fark gibi. hızlı olan (yakın) daha gerçeğe yani canlı yayına yakındır. bu gözlemlerin tam gerçeği oluşturmamasının nedenlerinden bir tanesi de ışığın yerçekimi veya kara delikler tarafından eğilmesi yani tam dosdoğru bize ulaşamaması. eğer bu eğilmeler mesafeye göre daha yakın veya daha uzak görünmesine neden olur. ince mercek, kalın mercek etkisi de yaratabilir. peki bu çekim alanları nedeniyle ayna dolu bir odada bulunma etkisi yapıyorsa! bu ışınlar devamlı bir şekilde eğilerek geziniyorsa ayni yıldızın farklı uzay zaman yıllarındaki veya belki çok kısa süredeki ışıkları farklı eğilerek görüntülerini aynı anda alıyosak! aynı gezegeni farklı yerlerde ve farklı zamanlardaki görüntüleri aynı anda alıyorsak. ilk var olduğu anı ve içine çöktüğü anı aynı anda görmek. tabi bu durumlar çok uzun zaman aldığı için yani aniden çöken bir gezegen değil de çok uzun zaman alanlar. nasa nın elinde bulundurduğu verileri tam olarak paylaştığını düşünmüyorum.

    • Aykut Balli
      Aykut Balli 2 aylar önce

      Yüreğine, emeğine, bilgine sağlık...

  • Anıl Güzey
    Anıl Güzey Gün önce

    Bitmesini hiç istemedim

  • Hawks Team
    Hawks Team Gün önce +1

    PLANK uzunluğunu ölçebilen araç yoksa siz nasıl ölçtünüz???

  • Furkan Sinemgil
    Furkan Sinemgil Gün önce

    Yabancı kaynaklı bir videoya ne kadar benziyor :)

  • Minecraft Hack
    Minecraft Hack 5 gün önce

    Dünya düz

  • first name
    first name 5 gün önce

    Ey kudretine kurban oldugum Allahim ne buyuksun hersey ne kadar da uyumlu eksiksiz saskinlikla izledim.. Biz hic bisey bilmiyoruz daha cok hakli

  • Y.Muhittin Mumcuoğlu
    Y.Muhittin Mumcuoğlu 5 gün önce

    Teşekkürler

  • Mehmet Emin Takak
    Mehmet Emin Takak 7 gün önce

    muhteşem ifade etmek için daha iyi bir kelime varsa o teşekkürler

  • Furkan Çelik
    Furkan Çelik 7 gün önce

    Biri çıkıyor bıgbang teorisini öne sürüp allah yok diyor biri çıkıp evrim teorisini öne sürüp allah yok diyor ahmak adam bilmiyor ki kur andaki ayetler bigbang teorisini destekliyor ahmak adam bilmiyor ki kur anda evrim teorisine karşı bir ayet yok ahmak adam allah ol der ve olur lafını çok yanlış anlıyor bu dünyada milyarlarca yılda olan şeyler allah katında anında oluyor çünkü o zamanında yaratıcısı zamana tabi değil barış özcan bu videoyu çekerken zaman tabi idi ama siz bir tikla video başlar başlamaz sonuna gelebiliyorsunuz yetersiz de olsa basit bir örnekti ahmak adamlar dar kafalarıyla celal sengor dinleyip ateist oluyor celal sengor kendince kuranin yanlışlarını buluyor aklı çalışan hocalara sorsanız kuranin orada baska şey anlattigini anlarsınız birde Barış özcanin allaha inanmadığını öne sürenler olmuş oğlu 1. Ayın 1 inde saat 11: 11 de dogdu ve bu kadar 1 bir arada oldugu icin oğlunun ismini SUFİ koydu kendisi söylüyor sufinin ne olduğunu biliyorsunuzdur her halde

  • Tayfun Can
    Tayfun Can 8 gün önce

    Bildiğimiz tek şey hiçbirşey bilmediğimiz ise şükürler olsun halimize ki bilince ne yapardık

  • Doğukan Mermer
    Doğukan Mermer 9 gün önce

    Ön yargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur - Albert Einstein

  • Usmen Usmenov
    Usmen Usmenov 9 gün önce

    Gözumun içinde belki de uzaylı vardır :D

  • ERAS TEKSTİL
    ERAS TEKSTİL 10 gün önce

    SUBHANALLAH

  • W.T.Animasyon- TV
    W.T.Animasyon- TV 11 gün önce

    şimdiki teknolojide atomu öğreniyoruz gelecek zamanlarda kuantum köpüğünün 1000 kat daha azını bile bulabiliriz...

  • • L u n a r E c l i p s e •

    Bence Dünyadaki en büyük şey senin beynin .p

  • A.Kadir Alaçam
    A.Kadir Alaçam 12 gün önce

    Anlaşılır bir dille doğru Türkçe ile anlatımın ve bizi bilgilendirdiğin için çok teşekkür ediyorum.

  • Oğuzhan Krklp
    Oğuzhan Krklp 12 gün önce

    Tesla ölmeseydi belkide buralari keşdedebilicektik ışınlanma ile

  • Oğuzhan Krklp
    Oğuzhan Krklp 12 gün önce

    Ben aslinda yohum

  • WeMyGamesTR
    WeMyGamesTR 13 gün önce

    Beynim yandı

  • Selim yetkin
    Selim yetkin 13 gün önce

    Manyak bir video olmuş başka yorum bulamadım kabalık algılanmasın :)

  • HcLz CSGO AND MORE
    HcLz CSGO AND MORE 14 gün önce

    Ölçtünmü ?

  • Murat Yıldız
    Murat Yıldız 14 gün önce

    2.19 da tam ortadan soyulmuş mandalinaya benzettim
    :D harbiden

  • abdullah copur
    abdullah copur 15 gün önce

    Bnm bildiğim tekşey samanyolu ve andromeda galaksi çarpışma öncesi insanoğlunun başka bir galaksiye gidebilecek kadar gelişmiş olması gerekicek 4 milyon yıl kaldı ALLAH yardımcımız olsun😉🙏🏻

  • Furkan Çelik
    Furkan Çelik 17 gün önce

    Ne demiş yunus ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir insanlar kendilerini bilmeli herşeyden önce tasavvufçular 21. Yy da keşfedildi sanılan kuantum alemini bin yıl önce leşfetmiş ve ceberut alemi olarak adlandirmişlardir

  • Şekerci Dukkanı
    Şekerci Dukkanı 18 gün önce

    süphanALLAH bir sanat bir sanatkarı temsil eder

  • Emre Sağlam
    Emre Sağlam 18 gün önce

    En büyük alem insanlardır yani bu evrende tek olabiliriz ama canlı varsa bizden güçsüz bize çalışan akıllı canlılar vardır
    bi ünlü adam hatırlamıyorum (Bu koca evrende yalnızsak korkunç kalabalıksak daha korkunçtur) yorum sizin

  • Rosa Oié
    Rosa Oié 19 gün önce

    4 dakkada koltuğundan evrene kadar çıktım nskaozbs

  • Semih Koc
    Semih Koc 20 gün önce

    Abi ➖ ye girince bişey annamadım

  • Mustafa Kaya
    Mustafa Kaya 22 gün önce

    sen ne güzel bi adamsın abi. ilginç olagan üstü aslında olan ama coğu insanın bilmediği faydalı şeyler paylaşıyorsun anlatımında harika :) ruhi çenet ve sen favorimsiniz...

  • Efnan Cerrah
    Efnan Cerrah 23 gün önce

    Video çok faydalı ve çok güzeldi...Teşekkürler burayı daha iyi bir yer yaptığın için

  • ABM- Qarayeff
    ABM- Qarayeff 23 gün önce

    2:17 bövrek lan bu

  • Scefuj
    Scefuj 23 gün önce

    Ya biz başka bir canlı yada varlığın hücresindeysek yada hücreninde küçüğüysek? Kafamda karma karışık sorular bunları 11 yasimdan beri düşünüyorum su an 16 yaşındayım Allah nelere tâbi

  • S. Engür
    S. Engür 25 gün önce

    10 milyon ışık yılındaki görüntüye ulaşmak için ne kadar zaman gerekir peki ?

  • yasin koca
    yasin koca 25 gün önce +1

    Gel de uzaylı yok de😂😂😂😂😂😂

  • Eren Kurtuluş
    Eren Kurtuluş 25 gün önce

    abi sence evreni bi balona benzetebilirmiyiz? balon şiştikçe büyür büyür büyür sonrada patlar bunuda kıyamete benzeterekten hani

  • sabuhi gahramanov
    sabuhi gahramanov 26 gün önce

    mars la ilgili ne biliyorsun

  • Mert Özkardeşler
    Mert Özkardeşler 26 gün önce

    Anladığım tek şey küçük olduğumuz aslında "en büyük"kelime oyunu en büyük maddi anlamda yok aslında hepsi küçük Herşey! Sanki sistemler ve dnalar maddeler çok kusursuz ve düzen ve intizam içindeler sanki bu dünyadan evrenden değiller "nasıl da bir deve eskiden bir annenin yavrusu idi,gözlenlenebilir evrende hücrenin yavrusu" burdan bizden istenilen büyüklük değil herşey yabancı birbirbirine nasıl olurda bukadar birbirine zıt maddeler birlikte olur sanki birlik beraberlik,teklik var"La illahe illallah"filiz ve çekirdek birbirine zıt özellik olarak ama birbirine uygun intizamlı bir şekilde hem rengi hem düzen takım birliği olarak intizam var hele filiz bir rüzgarda kopacak hali var iken hem çekirdeği hem asfalt ve kayayı deler ve kaya,asfalt ve çekirdek ona darılmaz😁😀

  • Kader Saruhan
    Kader Saruhan 27 gün önce

    🎧

  • Leyla Bilalova
    Leyla Bilalova 27 gün önce +1

    Güzel olmuş video

  • oyun alanı
    oyun alanı 27 gün önce

    Abi götüm den çıktın haberin olsun

  • oyun alanı
    oyun alanı 27 gün önce

    Beynimi siqtin

  • TırıVırı
    TırıVırı 28 gün önce

    Barış Özcan'ın Gene Müthiş Nefis Videolarından Biri... Hayran Olmamak Elde Değil. Harika Anlatım, Şahane Tasarım. Tebrikler...

  • Maskeli Oyuncu
    Maskeli Oyuncu 29 gün önce

    hala allah nasıl yaratmış diyorlar yav aslkfjasşfas

  • emirhan çakar
    emirhan çakar Aylar önce

    benimik

  • Erdem Bilsel
    Erdem Bilsel Aylar önce

    Ben sanayide çalışıyorum bu videoyu izleyin ce daha da önemsizleştiğimi hissettim))..

  • Kenan Ehmed
    Kenan Ehmed Aylar önce

    buram buram emek kokuyor

  • UMT Oyun
    UMT Oyun Aylar önce

    arkadaşımın pipisi

  • ALi VURGUN
    ALi VURGUN Aylar önce

    Biz okuldayken bunlarin cogu henuz bulunmamisti. Insanin kendini gelistirmesi onemli

  • Video store
    Video store Aylar önce

    uzayla ilgili daha çok video lütfen

  • Nurullah Uyman
    Nurullah Uyman Aylar önce

    Bu videodan sonra İnsanlar kendilerini bişey sanmasınlar bence

  • Bünyamin Kamer
    Bünyamin Kamer Aylar önce

    İzlediğim en garip videoydu

  • hasan yılmaz
    hasan yılmaz Aylar önce

    uzun uğraşlar sonucu bilenler için hafızalarını tazeleme ve bilmeyenler için algılarını bambaşka bir boyuta taşımalarına yardımcı olman muhteşem. seni takip ettiğim günden beri kozmoz ve hataya dair herşey hakkında merak ve hayret etmem iki katı arttı :)
    emeğine sağlık.

  • Acı Biber
    Acı Biber Aylar önce +1

    La Neptün olum ya :D

  • şükran meraklı
    şükran meraklı Aylar önce

    Her gün bir doz Barış Özcan, meditasyon misali...Peki videolarınızın sonunda kullandığınız noktalar ve sembolün de bir gizemi var mı acaba ?Sevgiler.......

  • dunyadan haberler
    dunyadan haberler Aylar önce

    Bildigimiz tek sey hicbisey bilmedigimiz 😄

  • GAME ON
    GAME ON Aylar önce

    Yaptiginiz bu video icin cok tesekkur ederim emeginize saglik amma ve lakin henuz marsa bile adam akilki ulasamamis iken samanyolu galaksisini de icinde bulunduran su sonsuz evreni gormeden nasil bu kadar emin konusuyorsunuz anlam veremedim size muslum babanin bir sarkisiyla cevap vermek isterim HAYALLE YASARKEN GERCEK DUNYADA ZAMANI ICMISIZ HABERIMIZ YOK,,,,

  • Ali Faruk İLTEKİN
    Ali Faruk İLTEKİN Aylar önce

    Bildiğimiz tek şey hiçbir şey bilmediğimiz ...

  • Ahmet DAMAR
    Ahmet DAMAR Aylar önce

    muazzam bir video.

  • Oyun Kralı
    Oyun Kralı Aylar önce

    IQ seviyeleri
    Barış ABİ(yeni):1000
    Benim(eski):30
    Benim(yeni):240
    Allah razı olsun (ama beynim yandı:()

  • Pro Oyuncu
    Pro Oyuncu Aylar önce

    Ben ataistim

  • Eli Bağırov 151
    Eli Bağırov 151 Aylar önce

    Kalbe benzemiyor. Gote benziyor

  • Enes Yuvalar
    Enes Yuvalar Aylar önce

    Bu arada videoda atom altı parçacıkları gösteren cetvelin tamamı burda arkadaşlar. htwins.net/scale2/

  • Orhan Kar
    Orhan Kar Aylar önce

    Merhaba Arkadaşlar Arıyorum Ama Bir Türlü Bulamıyorum.. Gözümle Bir Yere Odaklandıgımda Mesala. Havadaki seylerin Gittiğini Göre Biliyorum yani Normal Sıcak Bir Gün Ve Dışarda Hangi Yöne Doğru Odaklansam Odaklanim Yuvarlak Atoma Benzer Seylerin Önümden Geçtigini Görüyorum Bazıları Yapısık 2. 3 hic 4 Görmedim Uzun Yuvarlakların Birbirine Yapısıp Düz Bir Cizgi Halinde Gidiklerini.. Bir Işığın Sıvı Bir Madeye Vurduğu Zaman O Küçük Işıgın Içine Odaklanıp Yuvarlak Olan İçinde Onlarca Dahada Yuvarlak Olan Ve Arkasının Bulanık Olduğunu Görüyorum Doktora Gidecektim Ama Deli Olduğumu Yalan Söylediğimi Düşünecekler Kanıtla deseler gördüğümü Çizerim Çizdiğimde Bunu Bir Yerden Gördün Derler Yada Atıyorsun Resimleri Diyecekler Bu Başkalarında Da Varmı ???

  • OF G
    OF G Aylar önce

    Aslında son cümle olmadı herşeyin mutlak sahibi Allahın azametinin aklımızın alamayacağı muhteşemliği gördüm. Peh bunların tesadüf olması mümkün değil.

  • Hüseyin Eren Türkyılmaz

    Elon Musk ' ın sözünüde şçaktı ve videoyu bitirdi kalp

  • Enes Tağkuş
    Enes Tağkuş Aylar önce

    Atom bombasi hakkinda bir video yapar mısınız

  • Atılgan Brothers
    Atılgan Brothers Aylar önce +1

    sondaki oyun şarkısından esinlendim ve o oyunu ne oynardık asfafaff

  • アroton
    アroton Aylar önce

    her atom bi evren olabilirmi?

  • bayan baymayan
    bayan baymayan Aylar önce

    Gurban olduğum mevlam ne güzel yaratmiş

  • ENES TAHA YÖNDEM
    ENES TAHA YÖNDEM Aylar önce

    Kendimi hem kocaman hissettim hem de küçücük hissettim

  • WHATS UP
    WHATS UP Aylar önce +1

    ATOM DUR

  • Yasar Fistikci
    Yasar Fistikci Aylar önce

    ya içinde bulunduğumuz evren de bir atomun merkeziyse ve o atomu birgün bir varlık ya da yokluk parçalayacaksa? ya da bizim parçaladığımız atomun gözle görünmeyen enerjisinin içinde başka bir evrenin varlığından ve onun içindeki varsayımsal canlı varlığını yok ettiğimizi düşünebilir miyiz?

  • glazyator
    glazyator Aylar önce

    valla okuldaki öğretmenler dersleri senin gibi anlatsalar ülkemizden binlerce einstain çikar....!

  • Deniz Türkay
    Deniz Türkay Aylar önce

    benim planck uzunluğunda kafa kalmadı 00000000000000000000,1 ne LAN

  • Ahmet Bilal
    Ahmet Bilal Aylar önce

    Beyler ben videonun çoğunu anlamadım eğer anlayan varsa ben 5.sınıftayım onun konusuna göre anlatırsanız sevinirim

  • Ahmet Bilal
    Ahmet Bilal Aylar önce

    Beyler bana milimetreden sonrakileri nanometre gibi şeyleri anlatır msınız😯

  • II. Abdulhamid
    II. Abdulhamid Aylar önce

    abi IQ seviyesşnde artık 0x2 = 9999999999 oldu .D

  • Tncmrt
    Tncmrt Aylar önce

    beynimi çöp öğütücüsüne atmak istiyorum

  • Kübra mübra
    Kübra mübra Aylar önce

    Bildiğimiz tek şey, hiçbirşeyi bilmediğimiz...
    -Barış Özcan

  • Kerem Yaman
    Kerem Yaman Aylar önce

    Puasi star veya uy stuci koyabilirdin

  • baku 2018
    baku 2018 Aylar önce

    Super Video

  • Sigara TV
    Sigara TV Aylar önce

    Sen insan değilsin değişik dehasın

  • Sessiz Gölge
    Sessiz Gölge Aylar önce

    Asıl yobazlık bütün bunların bir patlama sonucunda kendiliğinden meydana geldiğne inanmak olsa gerek

  • qwert xx
    qwert xx Aylar önce

    son aöz beni benden aldı

  • WARFRAME ONLİNE YOU OFFLİNE

    8:01 warframe deki quest var bi tane ona benziyo :D

  • Furkan polat
    Furkan polat Aylar önce

    Ve bu sayede kuantum fizigi de cikmis

  • Furkan Coskun
    Furkan Coskun Aylar önce +1

    Sanat,tarih ve bilim in bütünleşmiş hali barış Özcan

  • cnblue14 S
    cnblue14 S Aylar önce

    bilim bir yere kadar gider sonsuza ulaşmak için sonsuza kadar dunyada yasamamız gerek.

  • Pisi Pisi
    Pisi Pisi Aylar önce

    Biz nerdeyik

  • BLİNK ARMY
    BLİNK ARMY Aylar önce

    İki gün boyunca teknik problemlerle uğraşıp, böyle bir video çıkması epey ilginç. Ama güzel. Uğraşıp, emek verip, bilgilendirdiğin için teşekkürler Barış abi. Animasyonlar çok güzel olmuş, işin içine halk dili katınca anlaşılması daha kolay oluyor. Seslendirme ise çok hoş. Bilim dünyasının terimlerinin açıklandığı bir video olsa çok güzel olur. Bilinenler ve de bilinmeyenler...

  • TAKIM OYUNU
    TAKIM OYUNU Aylar önce

    Yoğ a....ğoyım

  • Kimliği Belirsiz Kişi

    Hiçbir şey bilemiyorsak hiç bir şeyi bilmediğimizi nerden biliyoruz ?

  • Sosyal Ömer
    Sosyal Ömer Aylar önce

    L

  • Necmettin Özcan
    Necmettin Özcan Aylar önce +1

    Mi'râc Nasıl Olur? 1.Bölüm
    Bakın, basit bir misal vereyim size...
    Aşağı yukarı buraya gelenlerin hepsi namaz kılan insanlar. Arada eksiği-gediği olan; kaçırdıkları olsa da genelde namaz kılan insanlar...
    Namaz konusunda Hz. Rasûlullâh buyuruyor ki:
    “Müminin mi’râcıdır, namaz” diyor...
    “Mi’râc” konusunu iyi anlamak lazım!
    Mi’râc diye bahsedilen olayın ilk bölümü “İsra” hâdisesi, bir tayyı mekân olayıdır. Rasûlullâh’ın, Mekke’den, Kudüs’e gitmesi hâdisesidir. Bu bir tayyı mekân olayı ve madde bedenle yapılan bir şey... Mi’râc, burada yok! Bu olay değil, Mi’râc!
    Kudüs’teki ziyaret ve Kudüs’teki Rasûllerin ruhaniyetleriyle toplu olarak buluşma... Bu birinci bölümü...
    Bu olayın tamamı, üç bölümde incelenir...
    İkinci bölümü, semâları gezişi ki, bu cennet ve cehennem boyutlarını seyir olayı, BOYUTSAL bir gezi olayı; madde beden olayı değil! Bu da Mi’râc değil! Kudüs’teki namazdan sonra Hz. Rasûlullâh’ın semâları gezişi... Cebrâil’in eşliği ile yedi kat semâdaki o semâ varlıklarını; o semâların yaşamlarını, bu arada cennettekilerin yaşamlarını, cehennemdekilerin yaşamlarını seyretmesi, ikinci bölüm... Bu da mi’râc değil!
    Üçüncü bölüm ise, Sidret-ül Münteha denilen; Efâl âleminin, çokluk âleminin son bulup; Cebrâil’in; “Ben buradan sonra yokum” dediği noktadan başlayıp, Hz. Rasûlullâh’ın kendi hakikatine yönelmesi suretiyle Rabbini, bâtınında müşahede etmesi; “Mİ’RÂC” denen olaydır.
    Bu üçüncü bölüm bâtınî - enfüsî bir seyirdir; âfakî bir seyir değil!
    Birinci bölüm, Tayyı Mekân olayıdır. İsra olayıdır, Mekke’den Kudüs’e!
    İkinci bölüm, Semâları, Cennet ve Cehennemi gezmesidir, Cebrâil’in eşliğinde. Bu da Mi’râc değildir.
    Esas Mi’râc denen üçüncü bölüm ki, bu enfüsîdir. İkinci bölüm de âfakî idi. Semâları gezişi, cennet ve cehennemi görüşü âfakî seyir idi. Üçüncüsü, enfüsî seyirdir, Rabbini bâtınında görmesidir.
    “Kab-ı kavseyn ev ednâ”; yani “yayın iki ucunun yakınlığı hatta daha da yakın” nispetinde kendi hakikatinde, özünde Rabbini müşahede etmesi! İşte bu Mi’râc’tır...
    Niye bu mi’râcı anlattım şimdi ben size? Ne gereği var? Püf noktası neydi?
    “Namaz, müminin mi’râcıdır”; diyor Hz. Rasûlullâh...
    Biz, genelde “Mi’râc” diye bu üç bölümün tamamını düşündüğümüz için, “namazda bu üç bölümün tamamı olur” diye hayal ediyoruz, tasavvur ediyoruz.
    Hayır!
    Bu üç bölüm namazda tezahür etmez! Namazda tezahür eden, üçüncü bölüm diye anlattığım kısmıdır! Hakiki “Mi’râc” da budur işte!
    Kişi namazı hakkıyla edâ ederse, bu mi’râc onda hâsıl olur.
    Namazın hedefi, amacı “mi’râc”tır.
    Bazıları için de, yaşamın amacı “mi’râc”tır!
    Düşünen beyin, bu cümleden şunu çıkaracaktır...
    Namazın amacı ve hedefi mi’râc ise, anlaşılır ki bundan, “mi’râc” edenin namazı edâ olmuştur! Elbette buna kişinin kendi vicdanı karar verecektir.
    Şimdi burada, daha evvel beni görmemiş olan birisini düşünün! İlk defa gelen! Diyelim ki siz! Daha evvel beni görmediniz. Ve, ilk defa şu anda beni gördünüz.
    Bundan sonra hayatınızın herhangi bir döneminde, beni görmemiş olabilir misiniz? Beni görmemişlerin hissiyatına sahip olabilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey?
    Bir kere beni gördüyseniz bu, hafızanıza yerleşmiş ve nakşedilmiştir! Çıkarmanız mümkün değil!
    “Mi’râc”ı da bir kere yaşayanın, onu kendisinden silmesi asla mümkün değildir. Mi’râcı yapan, “daimî namaz” mertebesine yükselir... “Salât-ı vüsta”dan, “Salât-ı daimî”ye geçer.
    “Salât-ı vüsta”dan, “Salât-ı daimî”ye geçiş, “mi’râc” ile mümkündür.
    Bu, seyri bâtınî’nin getirisidir...
    “Namaz müminin mi’râcıdır” sözüyle Efendimiz bir gerçeğe işaret ediyor...
    Hz. Rasûlullâh, mi’râc yapmış bir Zât...
    Mi’râcı nasıl ve ne ile yaptı?..
    Kendisinde meydana gelen “Fetih” ile gerçekleştirdi.
    Eğer, Hz. Rasûlullâh’ta bu fetih olmasaydı, onda mi’râc meydana gelmezdi.
    Cuma akşamları Kurân’dan, önce “Yâsiyn” ondan sonra, “İza vâkıa” sonra da, “İnnâ fetehnâ leke”yi okusak!
    Sevabı çok bunların!
    Peki, okusak diyoruz da; “İnnâ fetehnâ leke fethan mubiynâ” sözünün anlamını hiç düşündük mü?
    “İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ; Liyağfire lekellahu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare...”
    “İnnâ fetahnâ leke fethan mubiynâ”...
    “Biz sana açık seçik bir fetih ihsan ettik”...
    Bu fethin sende meydana gelmesi sebebiyle, fethin yaşanılan doğal sonuçları gereğidir ki;
    “Liyağfire lekellahu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare”...
    “Senin geçmiş ve geleceğe dönük bütün günahların, kusurların bağışlanmıştır.”
    “Ve yütimme nı’meteHÛ ‘aleyke”...
    “Ve dahi sana olan nimet böylece tamamlanmıştır.”
    “Ve yehdiyeke sıraten müstekıyma”...
    “Ve dahi sana mutlak gerçeğe yönelme kapıları açılmıştır. Mutlak gerçeğin hakkını edâ etme kapıları açılmıştır.”
    “Ve yensurekellâhu nasren ‘Aziyza”...
    “Allâh, sana çok azîz, çok değerli, karşı çıkılması mümkün olmayan bir mutlak zaferi ihsan etmiştir.” (48.Feth: 1-3)
    İşte, Mi’râc ile Feth Sûresi’nin başında bahsedilen hâlin bağlantı noktası...
    Mi’râcı olanlarda, bu âyetler tezahür eder.
    “Efendim, bu âyetler Hz. Rasûlullâh’a gelmiştir. Onun hâlini anlatır. Basılan Kur’ân da Hz. Muhammed’e s.a.v. ait bir kitaptır... Biz koyalım bir kenara! Hz. Muhammed de okudu geçti, gitti zaten!!!”
    Kurân’ın her âyeti, ümmetten her bir ferdi ilgilendirir. İçindeki hiçbir âyet için; “Bu Ebu Bekr ile ilgilidir. Bu, Hz. Muhammed’e aittir... Bu falancayla ilgili inmiştir” diyemeyiz.
    Her bir âyet, her bir birimi ilgilendirir. Her bir birim kendi kapasitesi kadar ondan âyet alır.
    Kimi Kurân’dan bir âyet okur(?) bütün hayatı boyunca, geçer gider!
    Kimi Kur’ân-ı Kerîm’den elli âyet okur, geçer gider. Kimi beş yüz âyet okur gider. Hatm(?) edebilene ne mutlu!
    Rasûlullâh diyor ki; “Namaz, müminin mirâc'ıdır.”
    Peki, bu mi’râc nasıl oluşacak?
    Nasıl oluşacak veya nasıl oluşmayacak? Oluşmasını sağlayan nedir? Oluşmamasını sağlayan nedir?
    Hz. Rasûlullâh diyor ki;
    ( birde bu acidan degerlendirin saygilar)

  • Necmettin Özcan
    Necmettin Özcan Aylar önce +3

    “Fâtiha’sız namaz olmaz!” 2.Bölüm
    Başka bir yerinden söz etmiyor Kurân’ın! Namaz da Mi’râc olduğuna göre; Mirâc'ın yolu Fâtiha’dan geçer demektir bunun anlamı!
    Başka bir hadîs-î şerîfte ne diyor?
    “Her kılınan namaz, kendisinden önceki vakitle kendisi arasındaki bütün günahları siler, bağışlar, af ettirir” diyor.
    Namaz, Fâtiha’sız olmadığına göre, Fâtiha ile namaz edâ edildiğine göre demek ki; Fâtiha’daki sır, senin bir önceki kıldığın namazla, senin o kıldığın namaz arasındaki günahların hepsini bağışlatıyor.
    Allâh’a şükür ben namaza duruyorum ve okumaya başlıyorum...
    “Bismillâhir rahmânir rahıym, elhamdu lillâhi rabbil âlemiyn, errahmânir rahıym, mâliki yevmiddiyn............. Âmin.”
    Fark edin, anlayın ki, bu şekliyle ben namaz kılmamış oldum! Fâtiha’yı da “OKU”madım!!!
    Dil ile Fâtiha’yı tekrar etmem yetmez! Bu yüzden de “OKU”muş olmadım!
    Hatırına okumanın neresindeyken geldi? Mesela geldi ki; “kul hu vAllâhu ahad Allâhus samed lem yelid ve lem yuled”i okuyorsun... Ya da Fâtiha bitti!!! Neredeysen orada, kal orada! Geri dön! Besmeleyi çek! “Elhamdu lillâhi rabbil âlemiyn” diyerek bunun mânâsını bir düşünün!
    Sonra “mâliki yevmid diyn”in mânâsını bir düşünün. Bundan sonra da, “iyyake na’budü”nün mânâsını idrak etmeye çalış!
    İşte o zaman namazın yerine gelmeye başlar! Böylece “Mi’râc” basamaklarında yukarı doğru adım atarsın. İşte o zaman namazın ne olduğunu da anlarsın.
    Ya bunu yapmazsak?
    Fâtiha’dan sonra kısa sûreleri okuyoruz hani, ne bulursak! Orada da bir şeyler okuyoruz ama, ne okuduğumuzun farkında değiliz galiba!
    “Eraeytelleziy yükezzibü bid diyn”
    Eraeyte... Gördün mü? Elleziy... onu ki, yükezzibü bid diyn... “Allâh’ın sistemini yalanlıyor”! Allâh’ın yaratmış olduğu bu sistem ve düzeni yalanlıyor.
    “Fezâlikelleziy yeduul yetiym ve lâ yehuddu alâ ta’âmil miskiyn”; Yetimlerin hakkını yiyiyor. Gariplerin, fakirlerin hakkını vermiyor, sistemi yalanlaması dolayısıyla.
    Sonra; “Feveylün lil musalliyn elleziyne hüm an salâtihim sâhûn”
    “Namaza duruyor, yatıp kalkıyor ama, namazın ne olduğundan gâfil!”
    Bak böyle diyor âyet!...
    Yıllar boyu yatıp kalkmış, namaz kılıyorum sanmış!!! Kendi gibi namaz kılmayanları da cehennemlik olmakla suçlamış; “Siz cehennemliksiniz” demiş. Ama daha kendisi, namazın ne olduğundan gâfil! Namazın mirâciyetinden bîhaber! O mirâciyeti yaşamamış.
    “Ellezziyne hüm an salâtihim sâhûn”!..
    Fâtihadan sonra bir çoğunuz okuyordur Mâûn Sûresi’ni... Kurân’daki 8 kısa sûreden biri...
    “Aman, çabuk okuyalım da bitsin bu namazda”!!!
    Pardon! Hanginiz buradan bir an önce kalkıp gitmek istiyorsa, hemen kalkıp gidebilir elbette?.. Namazdan da sıkılan oyalanmasın hiç!!!
    Ama, o namaza durduğunuz zaman bir an önce bitirip, gitmek istiyorsanız bilin ki bu “Allâh” huzurundan çekip gitmek istiyorsunuz, demektir!
    Şurayı bırakıp gitmeyi kimse istemiyor, kimseden gık çıkmadı!
    Ama, Allâh’ın huzuruna durmuşsun, mi’râca niyetlenmişsin, “bir an önce şunu okuyayım da namazı bitireyim de çekip gideyim” diyorsun!
    Benim anlayışıma göre Kurân’ı anlamadan hatmetmekten, daha değerli olan; Kurân’ı anlamaktır!
    Kurân’daki değişik verileri, mânâları bir araya getirip sonuç çıkarmaktır. Ve de, düşünerek yaşamaktır.
    Sen, ey “Allâh”ı isteyen kişi! Bir sohbet ortamını bırakıp gitmek istemezken... Hem, “Allâh”ın huzuruna çıktım,diyorsun! Sonra da, bir an evvel okuyacaklarını okuyup kaçmaya çalışıyorsun.
    Diyelim ki, birisi kalkıyor diyor ki:
    “Hulûsi, seni çok seviyorum! Hayatta her şeyden çok seviyorum. Evimden, işimden, yakınlarımdan, her şeyimden ama her şeyimden çok seviyorum. Hep seninle beraber olmak istiyorum.”
    Sonra?..
    İşte burada bulunduğum sırada, bir ara uğruyor, beş dakika oturuyor, merhaba, nasılsın iyi misin falan filan ve çekip gidiyor.
    Böylesine beş on dakikalığına uğrayıp, hatır sorup ondan sonra da kalkıp giden, buna karşın da beni her şeyden çok sevdiğini söyleyen insanı, ben ne kadar inandırıcı bulurum? Ne kadar ikna olabilirim?
    Sen kalkıyorsun, hem Allâh’ı çok seviyorum, Allâh’a ermek istiyorum diyorsun, ondan sonra da, “Allâh” ismiyle işaret olunanı yaşamak üzere namaza durduğun zaman, iki âyet miktarı kadar yönelip, daha amacın gerçekleşmeden hemen namazdan çıkıp, diğer işine dönüyorsun.
    “Ben şuraya gidicem” deyip arabaya biniyor, motoru çalıştırmanın akabinde tekrar motoru susturup, eve giriyor; sonra da, istediği yere gitmiş olmanın huzuru içindeki insanlar gibi eve dönüyorsun!!!
    İşine dönüyorsun, eşine dönüyorsun, aşına dönüyorsun... Yalnızca dünyanı yaşıyorsun! Bütün yaşamın, dünyalıklar olmuş! Ondan sonra da kalkıp, “Ben Allâh’ı çok seviyorum” diyorsun!!!
    “Allâh”ı ne kadar istediğin, senin yaşamından, hâlinden, zamanını neye ayırdığından belli! Allâh ile bağın ne kadar?
    Bırak “ALLÂH”ı istemeyi bir yana, ebedî cennet yaşamını bile ne kadar istediğin sorgulanmaya değer... Ya da ebedî cehennem azabını ne kadar ciddiye alıp, ondan korunmak için neler yaptığın!..
    Sen giderken tersine, nasıl ulaşırsın Mersin’e!
    Namaz diyorsun “salât”a... Ya içindekiler?
    Secde; kişinin varlığının, “Allâh” indîndeki yokluğunun yaşanması demektir!
    Kıyam; Allâh’ın Bâkî olma vasfının yaşanma mahallidir.
    Secdede Kur’ân okunmaz! Kur’ân, kıyam hâlinde okunur.
    Secde, fenâfillâhtır; kıyam, bakâbillâhtır.
    Bunun üstünde bir düşünün! Bu, önemli bir konudur. Pek de kitaplarda rastlanmayan bir noktadır bunlar.
    Secdede okunmaz Fâtiha; kıyamda okunur! Mi’râcın kapısı olan “Fâtiha”, ayakta iken okunur!
    “Allâhu Ekber” deyip, eller şöyle kalkarken tekbire; “Dünyamı geriye attım” diyorsun. “Allâh ile aramda hiçbir şey kalmadı” diyorsun.
    Dedikten sonra, onun gereğini de namazda yaşamıyorsan, sonra sana “yalancı” derler, “riyakâr” derler...
    “Ya dediğin gibi ol! Ya da olduğun gibi görün!”
    Dediğin gibi olmak için, namazın hakkını vermen lazım! Namazın hakkını vermek için de, ağızdan çıkacak her kelimenin mânâsını öğrenmek ve onu anlayarak, hissederek söylemek gerek!
    Benim karşıma gelen biri, ağzından çıkan kelimelerin mânâsını idrak ederek söylemiyorsa, uyarıyorum; “Sen ne konuştuğunun farkında mısın? Ağzından çıkan kelimelerin mânâsını anlıyor musun? İdrak ederek mi konuşuyorsun?” diyorum.
    Namaza durduğun anda da, sana bu şekilde hitap ediliyor ama, senin kulağın onu duymuyor. Namaza durduğun anda sana hitap ediliyor; “Ağzından çıkanın mânâsının farkında mısın?”
    “Efendim, bir türlü namaz kılamıyoruz...”
    Sen ne dediğinin farkında değilken; nasıl, namazı edâ edersin ki?
    İki kişi, karşı karşıya geldiğiniz zaman, düşünerek, idrak ederek birbirinize hitap ediyorsunuz, ne demek istediğinizi bilerek...
    Öte yanda sen, “Allâh” huzurunda, ne dediğini, niye dediğini bilmiyorsun!
    Sarhoşlar için gelmiş bir âyet var...
    “Sarhoşken sakın namaza yaklaşmayınız”
    Niye? “Sarhoşken” sözünden kasıt ne?
    Ne dediğinizi, ağzınızdan çıkanı bilmez bir hâlde iken namaza yaklaşmayın! diyor.
    Sarhoşluktan murat, içki içmek değil, içkinin şuuru bulandırmış olması ve bunun neticesinde de, ağızdan çıkan sözün idrakında olmamak demektir. Yani, “ağzından çıkanın mânâsını değerlendiremiyorsan, ne dediğini bilmez hâldeysen, söylediğinin anlamını idrak edemiyorsan, o zaman namaza yaklaşma!” diyor.
    Biz, bunu nasıl anlıyoruz?..
    İşte; “Lâ yemessehu illel mutahharun”; “Tâhir olmayanlar Kurân’a el sürmesinler!” âyetini anladığımız(!?) şekliyle uygulayıp, haydi yallâh duşun altına! Kovalar dolusu suyla yıkanıp temizlenmeye çalışıyoruz!!!
    “Duşun altına gir de, Kurân’a öyle dokun” demiyor ki âyet!
    Kafandaki şirk düşüncesinin pisliğinden arındıktan sonra; “Allâh” ismi ile neyin anlatılmak istendiğini fark ettikten, idrak ettikten sonra al bu Kurân’ı oku; yoksa, anlayamazsın! anlamındadır bu “arınmayan dokunmasın” âyetinin anlamı... “Sarhoşken namaza yaklaşmayın” âyetinin mânâsı da; “ne dediğinin idrakinde değilsen, namaza yaklaşma” demektir.

  • Necmettin Özcan
    Necmettin Özcan Aylar önce +4

    Çünkü, namazdan amaç; mirâc'tır! 3.Bölüm
    “Mi’râc”tan amaç; “Allâh” adıyla işaret olunanı bâtınında yaşamaktır “Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış olarak”...
    “Allâh”ı bâtınında müşahede etmek de ancak şuur ve idrak ile olur.
    İdraksiz, şuursuz bir şekilde namaza yöneldiğin zaman, namazın sadece şeklini, bedensel yanını yerine getirirsin.
    Tıpkı, buraya hasbel kader uğramış bir adamın, ben bunları konuşurken, İstanbul’daki işlerini düşünmesi, benim söylediklerimin onda hiçbir açılım yapmaması gibi...
    İstanbul’dan kalkmış, bir yığın cefaya katlanmış, yorulmuş gelmiş, yarım saattir karşımda oturuyor ama kafasında, İstanbul’daki işleri var! Benim söylediklerimin biri, bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor değil! Kulağına bile girmiyor!!!
    Ve ondan sonra, buradan kalkıp gidiyor...
    “Ne anlattı Üstad?”, diye soruyorlar İstanbul’a dönüşünde dostları!
    − Sormayın! Kafamda çok işler vardı, ne dediğini hiç duymadım bile!
    − Peki, niye kalktın gittin kardeşim İstanbul’dan tâ Antalya’ya kadar, mâdem dinlemeyecektin? Niye bunca eziyet, zahmet?.. Hatırlamaya çalış, ne konuştu Üstad? Neler anlattı?
    − Çok güzel şeyler anlattı!
    − Ne dedi?
    − Çok güzeldi. Çok huzur verdi yahu! Çok güzel odası vardı vs...
    Namaz da, çok iyi(?), çok güzel(?), bir çoğumuz için!
    Namaza duruyoruz; ne amacımızın farkındayız, ne namazın! Bir görev!!! Görevi yerine getiriyoruz. Kıl demişler namazı(!), biz de kılıyoruz!!!
    Bak dostum, “görev olsun” diye önerilmedi ki sana namaz! Bir amaç uğruna tavsiye edildi.
    Nedir o amaç?
    Bâtınında, Hakikatinde Allâh’ı müşahede edesin diye!
    Sen, bu amacı gerçekleştirmek için namaza gireceksin, namazı edâ edeceksin ki, mi’râc hâsıl olsun.
    Yani bu, bir görev değil!
    Mirâc'ı yaşamanın sonucunda, sende hâsıl olacak bazı şeyler var. O bazı hâsıl olacak şeyler sonucunda geleceğin sıkıntı ve azaplarından kendini kurtarıp, bir yere varacaksın.
    Bir amaç uğruna sana namaz kapısı açıldı.
    Sen namazı bir görev gibi düşündüğün zaman, zaten hiçbir şey alamıyorsun, fark edemiyorsun ve de anlamıyorsun, demektir.
    Sana, “Git, Ahmed Hulûsi’yi gör” dediler. Sana bir görev verdikleri için geldin.
    Geldin, gördün(?) ve gittin... Ne aldın? HİÇ!..
    Yahu sana dedilerse “Ahmed Hulûsi diye biri var! Git, gör, dinle” diye!
    Sen de; “Acaba bana ne vermek istiyor, ne alabilir, ne öğrenebilirim” düşüncesi ile gelir ve sözlerimi dikkatle dinlersen, işte o zaman Ahmed Hulûsi’yi ziyaret etmiş olursun.
    Yoksa, anlattıklarını can kulağı ile dinlemeyecek, onun dediklerini anlamayacak ve değerlendirmeyecek isen, Ahmed Hulûsi’ye gelsen ne olur, gelmesen ne olur?
    Önemli olan Ahmed Hulûsi değil, O’nun anlattıklarının, senin kafanda bir ampul yakması! Bir konuda sana ışık tutması!
    İşte o zaman Ahmed Hulûsi’ye gelmiş olursun...
    Namaza gelmenin mânâsı da; “Mi’râc”ı yaşamak!
    Onun için Gavsı Â’zâm Abdülkâdir Geylânî diyor ki:
    “Mirâc'ı olmayanın namazı yoktur”!
    “Risâle-i Gavsiye Açıklaması” adlı kitabımızda birçoğunuz okumuştur, bu sözü...
    Beş vakit namaz, sana günde beş defa mi’râcın kapısını açıyor.
    O kapıdan içeri girip sarayın sahibi ile hemhâl olmayı kolaylaştırıyor...
    Sen de, “Öyle bir şeye benim ihtiyacım yok” diyorsun... Ondan sonra da; “Ben O’nun için yaşıyorum, O’nu çok seviyorum, O’nun yolundayım” diyorsun.
    Nasıl olur, O’nun yolunda olmak? O’nun hâlini ve ilmini paylaşmadıktan sonra O’nun yolunda olmak ne demektir?
    Kendini aldatma!
    Bugüne kadarki çeşitli konuşmalarımda hep bir tek gerçeğin üstünde çok fazla durdum.
    “Kendinizi aldatmayın!” dedim.
    Kendinizi aldatmanın pahasını ödeyemezsiniz!
    Neyi, neden yapmakla yükümlüsünüz, bunu idrak edin! Sonra da o idrakinizin gereğini yapın!
    Yarın size kimseden fayda yok! Gideceğiniz yerde mazeret diye bir şey geçerli değil, o boyutta “mazeret” kavramı yok!
    Mazeretiniz bugün ne olursa olsun, yarın âhiret yaşamınızda hiçbir şekilde geçerli olmayacak!
    Mazeretin geçerli olmayacağı bir ortama mazeretle gitmeye kalkmayın! Geçersiz akçe!
    Dünya’da insanın var olmasının amacı, Allâh’ın yaratmış olduğu sistem ve düzeni anlayarak, o sistem ve düzeni değerlendirmek suretiyle kendini geleceğe hazırlamasıdır.
    Hangi mazereti kendine vesile kılarsan kıl, öbür tarafa gittiğin zaman mazeret geçersiz olacak ve sen bu hâlinin sonucunu yaşayacaksın!
    “Allâh ismi ile işaret edilenin, özünü ve özelliklerini kendinde bul ki, gelecekte selâmet olsun yaşamın”, denmiş.
    Sen, ulaşmanın kapısı olan namaza girmiyorsun daha! Namazı yaşamıyorsun, namazı edâ etmiyorsun!
    Ondan sonra da, “Ben bu yoldayım” diyorsun. O yolda olmak bir şey ifade etmez ki! Yola çıkmaktan amaç, hedefe ulaşmaktır.
    Sen hedefe ulaşmayı amaç edinmemişsin, hedefe gitmeyi düşünmüyorsun, yollarda ömür harcıyorsun. Kaç yüz kilometre gidersen git, isterse bir metre kalsın, içeriye girmedikçe içerdekini göremezsin! Boşa emek!
    “İlim, ilim bilmektir. İlim Allâh bilmektir. Sen Allâh’ı bilmezsin! Bu nice emektir” demiş işte!
    Allâh’ı dışarıda, ötelerde değil, Öz’ünüzde bulma şansına sahipsiniz.
    Bunun yolu da ilimden geçer, namazdan geçer.
    Namaz da, “Fâtiha”yı “OKU”makla ancak gerçekleşir!
    “Fâtiha”yı “oku”mak demek, onun kelimelerinin mânâsını anlayıp, idrak ederek, o kelimenin mânâsını hissedip yaşamak, demektir. Fâtiha’nın kelimelerinin mânâsını hissederek okuduğunuz zaman, size mi’râc basamakları açılır ve o nispette namazınız mirâc'a döner.
    Nûr, ilim nûrudur. Nûru, ampul ışığı, Güneş ışığı zannetmeyin. Nûr kelimesinin anlamı, iman nûrudur. İnsanı Allâh’a erdiren şey iman nûrudur.
    Akıl, iman nûruna basamaktır. Akıl, iman nûrunu değerlendirir. Fakat iman nûru olmaz ise, kişi cennete giremez! Cennetin anahtarı iman nûrudur, akıl değildir.
    Akıl, insanı iman nûruna erdirir. Yol, akıldır. İman saraydır.
    Kişi de iman nûru yaratılmamış, var edilmemiş ise, o kişi şakî olarak gider. Kişide iman nûru yaratılmış ise, o kişi saîd olarak gider. İman nûru var olmamış kişinin, sonradan iman nûrunu kazanması mümkün değildir.
    Ana rahminde 120. günde o kişiye iman nûru verilir. İman nûru verilmemişse, o kişi bir daha iman nûrunu elde edemez. İman nûru, çeşitli sebepler ile zaman zaman güçlenir, parlar. Zaman zaman zayıflar ama, yok olmaz! İman nûrunun güçlenmesi kişiye edâ kapısını açar.
    Biz insanlara, öncelikle “MÜRİYD” ismini tavsiye ederiz.
    Çünkü, insandaki irade gücünü artırır.
    “Müriyd” isminden sonra, önündeki engelleri, perdeleri aşabilmesi için gerekli olan hoşgörüyü, yani her şeyin yerli yerindeliğini idrak ettirecek olan “HALİYM” ismini tavsiye ederiz.
    “Haliym” ismi, Allâh’ın her şeyi yerli yerinde yaratmasını kişiye idrak ettirir. Hoşgörünün kaynağıdır.
    Ondan sonra, “MU’MİN” ismini tavsiye ederiz. “Mu’min” ismi, imanı kişide güçlendirir. Var olan imanı güçlendirir. Var olmayanı imanlı kılmaz!
    Ondan sonra, “NÛR” ismini tavsiye ederiz. İman nûrunun parıldayıp, Allâh’ın yaratmış olduğu sistemdeki gerçekleri fark etmesi için...
    Ondan sonra, algılama hatalarını ortadan kaldırmak, her şeyi doğru dürüst, gerçekçi bir şekilde algılamasını tavsiye etme bâbında “SEMİ” isminin zikrini veririz.
    Aldığını iyi değerlendirmesini temin etme bâbında “BASIYR” ismini veririz.
    Sistemdeki birbirleriyle arasındaki bağlantıları sağlayıp, sentezleri yapabilmesi için, “HAKİYM” ismini veririz.
    İşte bizim tavsiye ettiğimiz bütün isimler, böyle komplike bir sistem, bir bağlantılı sistem sonucudur. Rastgele bir Esmâ zikri değildir. Bunların her birinin diğerleriyle bağlantısı, sebep-sonuç ilişkileri vardır.
    Öyleyse, toparlayalım...
    Amaç; Allâh ismiyle işaret edilen varlığı anlayıp, tanımaktır.
    Amaç, isim değil, müsemmadır. İsmin çevresinde dönüp duranlar, ömürlerini boşa harcarlar.
    OKUmak demek; okuduğu kelimelerin mânâsını anlayıp, idrak etmek ve de hissetmek demektir. Bu hissediş, kişideki tekâmülü meydana getirir.
    Bu tekâmülün sonu secde! Sonun başlangıcı da kıyamdır.
    Secdede varlığını yok etmeyenler, kıyamda, Fâtiha’yı okumaktan mahrum kalırlar.
    Öyle ise dualarımız;
    “Allâh’ım, bize namazı nasip et!” şeklinde olsun!
    Namaz edâ edilmeden, namaz ikame edilmeden, namaz daimîye dönmeden, hedefe ulaşılmış sayılmaz!
    İşte onun için denmiştir; “Namaz dinin direğidir!” diye...
    Bir çoğunuzun dikkatini çekmiştir; pek namazdan bahsetmemişimdir, şimdiye kadar. Birçok şeyden bahsetmişimdir de, namazdan bahsetmemişimdir... Niye?
    Çünkü birçok şey anlaşılıp idrak edilmeden, namaza girilmez!
    Namazı anlamayan da zekât veremez!
    İşte bu yüzden; “akimus salâti ve atiuz zekât” bağlantısı vardır Kurân’da.
    Allâh, hepimize namazı kolaylaştırsın. Gerçekten namazı isteyenlerden ve hakkını edâ edenlerden olmayı bize nasip etmiş olsun Cenâb-ı Hak...

    • Usmen Usmenov
      Usmen Usmenov 5 gün önce

      +Necmettin Özcan Selyam aleykum Necmettin abi.Merak etiğm bir şey var.Evrende dünnyamız nerdeyse bir hiç sayılır.Bukadar büğkluk içinde,kainatın efendisi peygamerimiz MUHAMMED sav'dır.Bu beni biraz düşunduruyor?!İkinçi sorum:Kıyamet butun evren için mi geçerilidir?

    • Necmettin Özcan
      Necmettin Özcan 5 gün önce +1

      +Usmen Usmenov´ya selam merak ettigin birseyler varmi saygilar!?

    • Usmen Usmenov
      Usmen Usmenov 6 gün önce

      Onceliklen ALLAHA şukretmem lyazım,sizin ilimi bizlere aktarttığı için.ALLAH sizden razı olsun 👍💚

    • Necmettin Özcan
      Necmettin Özcan 6 gün önce +2

      +Usmen Usmenov´a selam
      “Hayal” Nedir?
      Şimdi de evrenin ve içindekilerin “HAYAL” olarak tanımlanmasının nedenleri ve nasılları üzerinde duralım biraz…
      Evren adını verdiğimiz, gerçekte Tek tümel yapı, kendi programı içinde her an yeni olmak üzere sayısız özelliklerini ortaya koymaktadır. İşte, evrenin bu ışınsal ana yapısı; bizim ken¬dimizi madde zannedişimize ve madde dünyamıza nispetle, “HAYAL” olarak nitelendirilmiştir.
      Nitekim, madde âleminin, gerçekte, bir “sanış” olduğunu ve gerçek yapının, “ışınsal yapıdan başka bir şey olmadığını” açıklayan Hz. Muhammed, madde yapının ve yaşantının bir “RÜYA” hükmünde olduğunu vurgulayarak şöyle demiştir:
      “İNSANLAR UYKUDADIR; ÖLÜNCE UYANIRLAR!..”
      Bu işaretin birinci mânâsı şudur:
      Madde bedenle yaşayan ve beş duyu sınırları içinde hapis olan insan, madde ötesi ışınsal yaşam boyutuna geçince, uykudan uyanmış şekline girer ve tüm dünyada yaşadıkları “rüya” hükmünde olur... Buna karşılık içine girdiği ışınsal yaşam boyu¬tu ise onun hakiki dünyası olur... Ki bu da kıyamete kadar sürer. Kıyametten sonra üçüncü defa yeni bir bedenle bâ’s olur ki bu da mahşer yaşamı boyunca kullanacağı bedenidir.
      Bu işaretin ikinci anlamı da şudur:
      “Ölmeden önce öl” hadîs-î şerîfindeki işaret üzere; fizik ölümle ölmeden yani bedeni ve beyni terk etmeden evvel, kendinizi beden kabul etmeyi terk etmek ve “düşünsel bir varlık” kabul etmek suretiyle madde ötesi yaşama hazırlanınız!.. Çünkü beden, beyin elden çıktıktan sonra, “RUH”un dünyada iken elde edebileceği şeyleri orada temin etmesi mümkün olmaz!
      Bu işaretin bir üçüncü mânâsı dahi şudur:
      “Nefsim” dediğin şeyin yani “Ben”liğinin gerçekte var olmadığını idrak suretiyle “öl” ki, varlığını teşkil eden Mutlak “Ben” ile diriliğe kavuşasın!.. Zira, “BEN’lik ancak ALLÂH’a mahsustur!..”
      “BEN” diyecek TEK varlık “ALLÂH” adıyla işaret edilendir; ki, O’ndan gayrı ikinci bir “benlik” de asâleten mev¬cut değildir!.. Şayet böyle bir şey olsa idi, o da bir TANRI olur¬du!.. Oysa hemen Kelime-i Tevhid’i hatırlayalım;
      “TANRI YOKTUR, SADECE ALLÂH VARDIR.”
      İşte “ALLÂH”, kendisinden başka hiçbir şey olmayan “ALLÂH”, “İLMİNDE”, bütün varlık sûretlerini, eğer tâbiri câiz ise, düşündü. Veya anlaşılması daha kolay olsun diye şöyle söyleyelim, hayal etti.
      Tekrar ediyorum; esasen, “ALLÂH” için “düşündü” veya “hayal etti” gibi tâbirler kullanmak mahzurludur; çünkü gerçeği yansıtmaz; ve “ALLÂH”ın Ulûhiyetine eksiklik getirir. Ancak biz burada, bir hususu anlatabilmek, okuyanları bir hedefe yaklaştırabilmek amacıyla, ifade zorluğundan dolayı bu tâbirleri kullanmak zorunda kalıyoruz.
      Evren ve içinde bulunan bütün varlıklar, işin özüne ermiş en yüksek dereceli evliyaullâhın, “bütün âlemlerin aslı hayaldir” diyerek ittifak ettikleri bir biçimde meydana gelmiştir!..
      “ALLÂH” ve yaşamın boyutları-varlıkları konularını en büyük vukuf ile “İnsan-ı Kâmil” isimli eserinde anlatan öze ermişlerden Abdülkerîm el Ciylî, “âlemlerin hepsinin aslının hayal” olduğunu oldukça geniş bir şekilde izah eder.
      Peki, bu “hayal” nedir?..
      “Hayal” kelimesinin anlamı nedir?..
      Bu “hayal” nasıl meydana gelmiştir?..
      Ve biz, nasıl oluyor da bu “hayal”i gerçekmiş gibi algılıyoruz?..
      Bu sorulardan bir kısmının cevabını az önce vermiştik.
      Şimdi de cevabını vermediklerimizin izahlarını sunalım:
      “HAYY” olan “CAN”ın ta kendisi, dirilik, hayatiyet gibi özellikleri olan bu varlık; “ALİYM” isminin işaret ettiği “İLMİ” ile; yani daha iyi anlatabilmek için misal yollu söyleyeyim, basit mânâda, “şuuruyla”; sahip olduğu sayısız özelliklerin farkında!..
      “ALLÂH”, kendisinde mevcut olan sayısız, sınırsız-sonsuz özellikleri biliyor.
      “ALİYM”, bu bildiği sayısız, sonsuz-sınırsız özellikleri; “MÜRİYD” olduğu için, yani, “irade” olduğu, dileme ve dile¬diğini meydana getirme gücü olduğu için; bunun sonucunda da kendisindeki bu mânâları seyretmeyi diliyor.
      Ve “KAADİR” isminin işaret ettiği biçimde, “kudretiyle” bu kendisindeki mânâları seyretmeye başlıyor...
      “Kudret”; “kendindeki mânâları seyretme gücüdür”!..
      İlim mertebesinde, kendindeki bütün mânâlara karşı bilgi sahibi!..
      “MÜRİYD” isminin işaret ettiği “iradesini” kullanarak, kendindeki sayısız mânâları “KAADİR” isminin işaret ettiği bir şekilde, “kudretiyle” seyir hâline sokuyor. Ve seyir hâline girdiği anda, “KELİYM” isminin mânâsı olarak, sayısız nesneleri yani kelimeleri, şeyleri, seyretmeye başlıyor!..
      “ALLÂH”ın kelimeleri yedi deniz mürekkep olsa, bir o kadarı daha olsa yazmakla bitmez!.. Biter mi?.. Sonsuz olan! Yedi deniz, yedi galaksi, yetmiş yedi evren ne eder “Sonsuz”un yanında!!?
      Rakama vurulan her şey, ne kadar rakamla ifade edilirse edilsin, sonsuzun yanında çok bir değer ifade etmez.
      İşte bu seyrettiği “kelimelerin” yani mânâların her birinin durumuna, bizâtihi kendisi olarak “VÂKIF” yani “SEMİ”dir.
      Zaten, kendisi, kendindeki mânâları seyrediyor; onlara vâkıf olmaması mümkün mü?..
      Ve “BASIYR”... İdrak edici... Değerlendirici!.. Nasıl olmasın ki!.. Gene kendisi yapıyor!.. Peki, bütün bunlar nerede olup bitiyor?.. Bütün bunlar, “Allâh’ın ilminde” olup bitiyor!.. Eğer tâbiri câiz ise, çok yetersiz, noksan bir ifade ama, başka türlü de izah imkânı olmadığı için, söylüyoruz: “ALLÂH” adıyla işaret edilenin hayalinde yani ilminde olup bitiyor tüm sonsuz olup bitenler!.. Şayet buraya kadar anlattıklarımız anlaşıldıysa, şimdi de ikinci bir önemli hususa gelelim;
      İş yukarıda anlattığımız gibi olduğuna göre, “BEN” neyim?.. “Dünya” ne?.. “Âhiret” ne?..
      “Cennet ve cehennem” ne?..
      Hesap ne; kitap ne; kabir azabı ne?..
      Teklif eden kim; mükellef kim; teklif ne?..
      Evet biraz da bu soruların cevaplarını araştıralım...
      Ama konuya girmeden önce de, çok değerli hakikat ehli zâtlardan olan Muhyiddini Arabî’nin, şu meşhur mısralarına bir göz atalım:
      Hazret, varlığın “TEK”liğini müşahede coşkusu içinde şöyle diyor:
      “Kul Hakk’tır!.. Rab Hakk’tır!..
      Ah, bileydim kimdir mükellef?..
      Kuldur dersen, o ölüdür!..
      Rab’dır dersen, Rab nasıl olur mükellef?!!”
      Gene aynı konuda, Muhyiddini Arabî’den çok daha önce yaşamış olan çok değerli İslâm âlimi ve ârifi ünlü mutasavvıf İmam Gazâli dahi bakın neler söylüyor varlığın “TEK”liği hakkında “Mişkâtül Envâr” adlı eserinde:
      “... İşte ârifler buradan mecaz çukurundan hakikatin zirvesine yükselir, mi’râclarını tamamlar, açık bir müşahede ile görürler ki, varlıkta ALLÂH’tan BAŞKA BİR ŞEY YOK!
      İşte bu kaynak, AHAD olan ALLÂH’tır, O’nun ortağı yoktur!.. Bütün diğer nûrlar O’ndan istiare’dir!.. Hakiki olan yalnız O’nun nûrudur. Hepsi O’nun nûrundandır.
      Belki HEPSİ O’DUR!.. Doğrusu, var olan O’dur... Gayrın varlığı, ancak mecaz yoluyladır. “O’ndan başka O yok” sözü seçkinlerin tevhididir... Ve sahibini TEK birliğe götürür, sırf BİR’liğe götürür!..
      Mahlûkatın mi’râcının son noktası FERDANİYET memleketidir. Çünkü, bunun ötesinde daha bir merdiven yoktur. Zira, yüksek, ancak çoklukta düşünülebilir...
      Kesret kalkınca BİR’lik gerçekleşir; izafet(görelik) bâtıl olur; işaret kalkar... Artık, yüksek, alçak, inen-çıkan kalmaz; terakki muhal olur, urûc muhal olur. A’lânın ötesinde ulüvv (yükseklik) yoktur.
      Vahdet ile beraber kesret yoktur! Kesretin kalkmasıyla urûc da kalkar!.. Bunu bilen bilir, bilmeyen inkâr eder. Bu ilim, ancak ALLÂH’I BİLENLERE verilmiş olan hususi mahiyetteki gizli bir ilimdir. Onlar, bunu açıkladıkları zaman, ALLÂH’a karşı mağrur olanlardan başkası inkâra kalkmaz.”[1]
      Şu an’a kadar anlattığımız gerçek istikametinde düşünürsek, var olan sadece “ALLÂH”tır!.. Öyle ise, O’nun dışında ikinci bir varlık da yoktur!..
      Peki bu durumda, teklif nedir, mükellef kimdir?..
      Bu anlatılan öyle bir hakikat ki; bu hakikat Güneş’inin ısısı, buzdan meydana gelmiş varlıklar âleminde tek bir su damlası dahi bırakmıyor!..
      Bu TEK’lik gerçeğine karşılık, Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın, insanın geleceğine dönük olarak bildirdiği tüm hususları da asla gözardı edemeyiz... Zira, TEK’lik ne kadar kesin bir gerçekse; insanın gelecekte karşılaşacağı sonuçlar da o kadar kesin olarak, kendinden çıkan davranışların getirdiği sonuçlar olacaktır.
      Evet... “ALLÂH” İsmiyle İşaret Edilen indînde biz, “İLMİNDE” var olmuş “ilmî sûretleriz”!..
      Bize GÖRE biz, kesin, açık, sade, basit bir evrenin içinde yaşayan varlıklarız...
      Ama gene de gerçekte biz, O’nun ilminde, bir “İlim”den ibaretiz!..
      Ancak içinde yaşadığımız âlem, bize göre kesin, mutlak, açık, çok yönlü bir yaşantıdır.
      İşte bu yüzden şu çok hassas değerleri gözden kaçırmayalım...

    • Usmen Usmenov
      Usmen Usmenov 9 gün önce

      ALLAH RAZI OLSUN ABİ.Bu yorum videodan 1000 kat daha güzel.

  • Batuhan Koç
    Batuhan Koç Aylar önce

    bir şey anlayan varmı ben sadece sesi için izliyorum da

  • Ahmet Adıyaman
    Ahmet Adıyaman Aylar önce

    SONDA İYİ LAF SOKUYO AMAM

  • Chara Dreemurr
    Chara Dreemurr Aylar önce

    hayatımda izelediğim en iyi vidyo her zmnmerak etiğim souyu yapmışsın saol abi

  • Devrimci Uzayli
    Devrimci Uzayli Aylar önce

    Cok güzel anlatmis beynine saglik.